<- :: Sonraki Sayfa ->

19/12/2009

Hindistan

Hindistan

Hindistan, ya da resmî adıyla Hindistan Cumhuriyeti (Güney Asya'da bulunan bir ülkedir. Dünyanın en büyük yedinci coğrafî alanı ve en büyük ikinci nüfusuna sahip olan ülkedir, ve dünyanın en büyük demokrasisidir. Güneyinde Hint Okyanusu, batısında Umman Denizi ve doğusunda Bengal Körfezi'nin bulunmalarıyla birlikte Hindistan'ın deniz kıyısı 7.517 kilometre uzunluktadır. Batısında Pakistan, kuzeydoğusunda Çin Halk Cumhuriyeti, Nepal ve Butan, ve doğusunda Bangladeş ve Myanmar ülkeleri ile sınır paylaşmaktadır. Ayrıca Sri Lanka, Maldivler ve Endonezya'ya çok yakın.

İndus Vadisi Uygarlığı, tarihi ticaret yolları ve büyük imparatorlukların yer aldığı bölgesi olan Hint Yarımküresi, uzun tarihin çoğu boyunca ticarî ve kültürel zenginliği için biliniyordu. Dört tane önemli dünya dinleri olan Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizmin doğum yeri olmasıyla birlikte Zerdüştçülük, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam hepsi M.S. birinci milenyumda ülkeye gelerek bölgenin çeşitli kültürünü şekillendirdi.

Hindistan, 28 tane eyalet ve birlik bölgesinden oluşan ve parlamenter demokrasi olan bir cumhuriyettir. Borsa sayılarına göre dünyanın en büyük on ikinci ekonomisine ve dünyanın en büyük dördüncü satın alma gücü paritesine sahiptir. 1991'den beri uygulanan ekonomik inkılapları nedeniyle dünyanın en çok hızlı büyüyen ekonomilerinden birisidir; buna rağmen yoksulluk ve kötü beslenme oranları hâla çok yüksek, okuryazarlık ise çok düşüktür.

Tarih

Hindistan'ın tarihi hakkında bilgiler Aryalar'dan başlamaktadır. M.Ö. 2000 yıllarında Himalayalar'ı aşarak gelen Aryalılar, Hindistan'da asırlarca sürecek bir hayat tarzının temelini attılar. Daha sonraları Maurya İmparatorluğu, Hindistan'a hakim oldu. Bu imparatorluğun yıkılmasından sonra hakim olan Guptaların ülkedeki hâkimiyetine Hun saldırıları son verdi. Bundan sonraki dönemlerde ülkenin tarihi, prenslikler dönemi ve aralarında yaptıkları savaşlar şeklinde geçti.

Müslümanlar, Hindistan'a ilk olarak 8. yüzyılda geldiler. 712 yılında Muhammed bin Kasım'ın ordusu Hindistan'a girdi. Bunu müteakiben ülkede Müslüman Arap ordularının ve Gaznelilerin fetihleri görüldü. Gaznelilerin Gazneli Mahmut zamanında başlattıkları Hint seferleri, Muhammet Guri Han zamanında Hindistan'ın tamamının fethedilmesiyle sonuçlandı.

On beşinci asır başlarında bir ara Timur Han ordusuyla Hindistan'ın büyük bir kısmını topraklarına kattı. Böylece Hindistan'da "Türk-Hint İmparatorluğu Devri" başladı. Timur Han'ın soyundan gelen Babür Şah, bütün Hindistan'ı fethederek Babür Devleti'ni kurdu. İngilizlerin Hindistan'ı işgaline kadar bölgede 342 sene hükümranlığını sürdüren Bu devlet zamanında Hindistan'da yüzlerce İslam alimi yetişmiş ve bunlar, insanlara İslam yolunu göstermişlerdir.

 

19/12/2009

Sabunun Önemi Nedir ?

Sabunun Önemi Nedir ?

Sabunlar günlük hayatımızda vazgeçemediğimiz maddelerden, temizlik ürünlerinden birisidir. Çok önemli olan sabunlar kişisel temizlik ve hijyen sağlayan temizlik ürünüdür. Sabun değişik yağ asidi ve tuzlardan oluşan bir üründür. ( stearik asit, palmitik, asit, oleik asit gibi )

Sabun içerisinde bulunan kimyasal maddelerin etkileriyle kirli olan yağ moleküllerini temizler.
Banyolarda, bitkisel ve hayvansal olan sert sabunlar, yağ asitlerinin sodyum tuzundan yapılmaktadır. Evdeki musluktan akan sularda kalsiyum ve magnezyum maddeleri bulunmaktadır. Sabun kullanıldığında, cildin üstünde yağ asitleriyle beraber sudaki kalsiyum ve magnezyumla etkileşime giriyor. Sonuç olarak kalsiyum ve magnezyum tuzları oluşuyor. Yani bu tuzlar iyi çözülmediği için deride tahrişe sebep oluyor. Sabun her nekadar temizlik için çok önemli bir madde olsada bazen ciltte hasarlara sebep olabiliyor.

19/12/2009

İçme suyu eve gelene değin hangi aşamalardan geçmektedir?

İçme suyu eve gelene değin hangi aşamalardan geçmektedir?

 

Halkın içme ve kullanma suyunu temin etmek belediyelik alanlarda belediyelerin,köylerde ise muhtarlık ve ihtiyar heyetinin görevidir.

Bir su kaynağının şebekeye verilmesi aşamaları kısaca;

1-KAYNAK TESBİTİ:
Bir yerleşim biriminin su ihtiyacı için seçilen kaynağın ihtiyacı karşılayacak yüksek debiye sahip olması gerekir. Artan nüfusa paralel olarak su ihtiyacı da artmış mevcut su kaynakları yetmez duruma gelmiştir. Ancak özellikle büyük kentler için yeteri kapasitede su kaynağı bulmak neredeyse imkansız hale gelmiş ve bu nedenle kaynağı beslemek amacıyla birden fazla kaynağın birleştirilmesi yoluna gidilmiştir.

2-KAYNAĞIN KORUNMASI:
Kaynağın tespitinden sonra ikinci aşamayı kaynak bölgesinin korunması oluşturur. İnsan ve diğer canlıların giremeyeceği şekilde kaynağın büyüklüğüne göre koruma alanı belirlenip etrafı çevrilmelidir. Hatta bunun için mutlaka güvenlik görevlisi bulundurulmalıdır.
Kaynağın yakınında kirliliğe neden olabilecek kanalizasyon,çöp alanı,kimyasal tesisler ve mezarlık gibi kirletici unsurlar olmamalıdır. Yağmur suları ile birlikte kaynağa karışması muhtemel endüstriyel atıklar,kentsel atıklar,tarımsal atıklar,spetik tank atıkları ve kentsel yüzeyel akıntılar gibi dış kirletici unsurlar için gerekli gerekli tedbirler mutlaka alınmalıdır.

3-ARITIM ÜNİTESİ:
Suyun kirleticilerinden arındırılması,halk sağlığını tehlikeye düşürebilecek sonuçların engellenebilmesi açısından önem taşımaktadır. Özünde temiz olan bir su kaynağının dış etkilerle kirlenmesi büyük olasılıktır. Bu nedenle tüketime verilecek su arıtıma tabi tutulmalıdır. Arıtım renk ve kokunun giderilmesi,suda asılı halde bulunan organik maddelerin alınması amacıyla suyun kum ve çakıl havuzlarından geçirilerek filtre edilmesiyle basit olarak yapılabilir. Ancak tam anlamıyla bir arıtım için suyun aşağıda belirtilen aşamalardan geçmesi gerekir.

Aşama olarak sıralamak gerekirse;
Doğal su +
Koagüle edici madde +
Ön çöktürme havuz veya tankları +
Koagülasyon havuzları +
Havalandırma +
Hızlı karıştırıcı havuz ve flokülasyon +
Sedimantasyon +
Klorlama +
Filtreler +
Süzülen suyun depolanması +
Klorlama +
Pompa ve dağıtım şeklindedir.

İçme ve kullanma suları için arıtım tesislerinin kurulması yeterli değildir. Bu tesislerin sürekli etkin çalışır durumda tutulması,bakım ve onarımının düzenli olarak yapılması gerekir. Arıtım sonucu havuzlar ve diğer ünitelerde biriken çamur ve kum gibi çökelen maddeler alınmalıdır.
Önemli bir nokta da suyun arıtım öncesi ve sonrasında kimyasal ve bakteriyolojik açıdan analizlerinin yapılması gerekir.

4-İSALE HATTI:
Kaynağından alınan suyun uygun tekniklerle depoya ulaştırılması işlemidir. Arıtıma tabi olan su ne kadar özenle kirlilikten arındırılırsa arındırılsın suyun kirlenmesine neden olabilecek depolama,taşıma ve kullanma kurallarına uyulmadıkça su kolay kirlenir. İsale hattının yapımında güvenilir malzeme kullanılmaması,geçeceği hattın iyi seçilmemesi sonucu oluşacak arızalar ve bunlara bağlı olarak suya kirletici unsurun karışması kaçınılmaz olacaktır. Olası arızalara karşı suyun kirlenmemesi için isale hattı, çöp alanları,kanalizasyon şebekesi ve sanayi kuruluşları gibi kirletici unsurların uzağından geçirilmelidir.

5-DEPOLAMA:
Tüm işlemlerden geçirilen suyun en son toplandığı ve dezenfeksiyonun yapılarak dağıtımının yapıldığı yerdir. Depo dış ortamdan etkilenmeyecek şekilde muhafazalı ve kapasiteye uygun yapılmalıdır. Yerleşim yerinin her köşesine su basıncı yapabilecek yüksek bir tepede olması gerekir. İçerisinde bulunan suyun havalandırılması için havalandırma bacası konulmalıdır. Depoya gelen su arıtım ünitesi,isale hattı ve depodan kaynaklanabilecek kirliliğe karşı dezenfeksiyon işlemine tabi tutulur. Deponun belirli periyotlarla temizliğinin yapılması gerekir

19/12/2009

GAP NEDİR

GAP NEDİR

Temel hedefi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkının gelir düzeyi ve hayat standardını yükselterek, bu bölge ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, kırsal alandaki verimliliği ve istihdam imkanlarını artırarak, sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi milli kalkınma hedeflerine katkıda bulunmak olan GAP, çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir kalkınma anlayışı ile ele alınan bir bölgesel kalkınma projesidir. Proje alanı Fırat ve Dicle havzaları ile yukarı Mezopotamya ovalarında yer alan 9 ili kapsamaktadır (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak).

1970’lerde Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, 1980’lerde çok sektörlü, sosyo-ekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüştür. Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır. Su Kaynakları Programı 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.82 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımını öngörmektedir. Toplam maliyeti 32 milyar ABD doları olan Proje’nin, Enerji santrallerinin toplam kurulu gücü 7476 MW olup yılda 27 milyar kilowatsaat enerji üretimi öngörülmektedir.

Proje, gelecek kuşaklar için kendilerini geliştirebilecekleri bir ortam yaratılmasını amaçlayan sürdürülebilir insani kalkınma felsefesi üzerine kurulmuştur; kalkınmada adalet, katılımcılık, çevre korunması, istihdam, mekansal planlama ve alt yapı geliştirilmesi GAP’ın temel stratejileridir.

19/12/2009

Kolera

Kolera

Kolera, isimli bakterinin neden olduğu bağırsak enfeksiyonuna bağlı olan, akut ve şiddetli ishal ile seyreden bir hastalıktır.

Kolera

Kolera, sik ishal ve kusma ile çok miktarda sıvı ve elektrolit kaybedilme­sine sebep olan ve ince barsagi etkileyen bir hastalı­ktır. 19. yüzyılda Bengal’de gö­rülen hastalık çeşitli ticaret yollarının bu bölgeden geçmesi sayesinde yayılmış, 1817′de Japonya’da, 1826′da Moskova’da, 1831′de Berlin’de, Paris’te ve Londra’da salgınlar yapmıştır. Sonrasında Londra’dan göçmenlerle Kanada’ya ulaşan salgınlar birçok insanın ölümüne neden olmuştur. 1892′de Hamburg’da çıkan bir salgında 17.000 kişinin hastalan­dığını ve yarısının öldüğünü bilinmektedir.1830'larda ise Modern Avrupa'da kolera salgını yüzünden binlerce kişi öldü.

Hastalık ve etkileri

Hastalık, genellikle,kirli su ya da bu sularla yıkanmış gıdalar aracılığı ile yayılır. Bu yüzden kanalizasyon veya su arıtım tesislerindeki her hangi bir hasar veya yanlış uygulama, koleranın büyük çapta bir alana kısa sürede yayılmasına yol açabilir. Basit bir tedaviye sahiptir ama tedavi edilmezse de %50 oranında ölümle sonuçlanabilir. Her yıl 100.000'in üstünde insan kolera hastalığı yüzünden ölmektedir. Gelişmiş ülkelerde kolera salgınları artık pek sık yaşanmazken, temiz suyu bulmanın zor olduğu ve kanalizasyon sistemlerinin tam olarak gelişmediği 2. ve 3. dünya ülkelerinde büyük çaplı kolera salgınları yaşanabilmektedir.

Vibrio cholerae, kirli su veya yiyecek ile vücuda girer. Kuluçka dönemi (enkübasyon) sadece 1-5 gündür. Bakterinin ürettiği enterotoksin özgün olarak bağırsak iç yüzeyini etkiler. Sonuç kusma ve ağır bir ishaldir. Kısa bir sürede vücut çok büyük miktarlarda su kaybedebilir; örneğin, ağır kolera hastalarında günde ortalama 10-15 dm³ (litre) su kaybı (dehidrasyon) yaşanabilir. Eğer bu duruma müdahale edilmezse, hastalık büyük oranda ölümle sonuçlanır.

Tedavisi

Ölüm riski bu kadar yüksek olan ve bugün hâlâ binlerce insanın ölümüne yol açan koleranın tedavisi aslında fazlasıyla basittir. "Oral rehidrasyon tedavisi" (ağızdan sıvı tedavisi) olarak da adlandırılan tedavi ile kolera hastaları kısa sürede sağlıklarına kavuşabilirler. Bu tedavide, kaybedilen su ve elektrolit (sodyum, potasyum, klor, bikarbonat) kaybını yerine koyabilmek ve normal beslenemeyen hastaya enerji sağlayabilmek amacıyla, hastaya vücudun normal sıvı-elektrolit dengesine eşdeğer (izotonik) bir tür tuz ve glikoz karışımı içirilir. Herhangi bir şey içemeyecek durumda olan daha ağır hastalara (toplam hastaların yaklaşık %10-20'si) ise karışım damardan verilir. Durumu çok ağır ve acil olan hastalara ise tetrasiklin vb. antibiyotiklerle antibakteriyel tedavi uygulanır.

 

<- :: Sonraki Sayfa ->

Copyright © 2007canberktabakoglu
Blogdaki yazilar Kaynak Gösterilerek kullanilabilir. Toplist Site Ekle Siteni Ekle Link Ekle Ücretsiz Site Ekle Ödev

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!