<- :: Sonraki Sayfa ->

11/11/2009

Atatürk'ün Öğrenim Hayatı

Atatürk'ün Öğrenim Hayatı

Küçük Mustafa, Haziran 1887'de başladığı ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selanik'te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Şemsi Efendi, yeni öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden, küçük Mustafa'nın kendi okulunda bulunmasından son derece memnundu.
Küçük Mustafa, bu okulda okurken babası öldü. Ali Rıza Efendi'nin ölümü üzerine, Zübeyde Hanım üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Lankaza'da bulunan Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi'nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük Mustafa'nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat, çok geçmeden Selanik'e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam etti.


İlk öğretmeni Şemsi Efendi

Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulundan sonra bir süre Selanik Mülkiye Rüştiyesi'ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve 1894 yılının Temmuz-Ağustos aylarında kendi kararı ile Askerî Rüştiye'ye müracaat ederek öğrenimine burada devam etti. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi'nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa, bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.
Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa'larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna "Kemal" ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.
Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesini bitirdikten sonra 13 Mart 1896'da Manastır Askerî İdadisine girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık etti. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal'in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanı sıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik'e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.


Manastır İdadisi

Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisini de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul'da Harp Okulu'na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902'de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisinde devam etti.1903 yılında Üsteğmen olmuştu.11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisinden mezun oldu.


Harbiye Mektebi / Pangaltı -ISTANBUL

Harp Okulunda ve Harp Akademisinde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye'de ve Harp Akademisi'nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimî oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi'nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul'da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam'a atandı.

 

11/11/2009

Çanakkale (Gelibolu) Savaşları Nedenleri

Çanakkale (Gelibolu) Savaşları Nedenleri

1-) 1911-1912 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika toprakları olan Trablusgarp ve Bingazi’yi İtalya’ya bırakmış, 1912-1913 Balkan hezimeti ise, 500 yıldır Türk olan Rumeli’deki son Türk hakimiyetini yok etmişti. Bu yüzden Osmanlı Devleti kaybettiği toprakları geri almak istemesi
2-) İngiliz ve Fransızların İstanbul’u ele geçirmek istemesi ve İstanbul’a giden yol ise Çanakkale Boğazı’ndan geçer. Bulgar ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, İstanbul ve boğazların güvenliğinin tehlikeye girmesi..
3-) Ekonomisi kötüye giden Rusya’ya gerekli yardımı götürmek. Ve Anadoludaki petrol yataklarını ele geçirmek.
4-) Balkan Savaşları’ nda yara almış Osmanlı devleti’ne ikinci hamleyi vurarak tamamen çökertmek. Bu sayede de Avrupa’ya açılabilme emellerini gerçekleştirmek.
5-) iki Alman gemisinin Akdeniz’de İngiliz ve Fransız donanmasından kaçarak Türk bayrağı altında Rus limanlarını bombalaması.
6-) Osmanlı Devleti’nin bu sebeplerden dolayı savaşa girmek zorunda kalması ve müttefiği olduğu Almanya’nın savaşı kazanacaklarına inanması

- I. Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri’nin İstanbul ve Boğazları alarak Osmanlı Devleti’ni savaşta saf dışı bırakmak istemeleri ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti’ni tarihten silme çabaları.

- Alman ve Avusturya ordularına ardarda yenilen Ruslara itilaf Devletleri’nin Boğazları geçerek askeri ve ekonomik yardım ulaştırmak istemeleri

- İtilaf Devletlerinin Avusturya’ya karşı Balkanlar üzerinden yeni bir cephe açmak istemeleri.

 

11/11/2009

ORAN NEDİR?ORANTI NEDİR?ORANTI ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

ORAN NEDİR?

a ve b reel sayılarının en az biri sıfırdan farklı olmak üzere,a/b ye a nın b ye oranı denir.

  • Kesrin payı sıfır olabilir fakat paydası sıfır olamaz.
  • Oranın payı ya da paydası sıfır olabilir.
  • Oranlanan çoklukların birimleri aynı tür ya da aynı olmalıdır.
  • Oranın sonucu birimsizdir.

ORANTI NEDİR?

En az iki oranın eşitliğine orantı denir. Yani a/b oranı c/d nin eşitliği olan a/b=c/d ye orantı denir.

ise, a/b=c/d a ile d ye dışlar, b ile c ye içler denir.

 ORANTI ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

1. Doğru Orantılı Çokluklar

Orantılı iki çokluktan biri artarken diğeri de aynı oranda artıyorsa ya da biri azalırken diğeri de aynı oranda azalıyorsa bu iki çokluk doğru orantılıdır denir.

x ile y doğru orantılı ve k pozitif bir doğru orantı sabiti olmak üzere, y = k . x ifadesine doğru orantının denklemi denir. Bu denklemin grafiği aşağıdaki gibidir. 

  •  İşçi sayısı ile üretilen ürün miktarı doğru orantılıdır.
  •  Bir aracın hızı ile aldığı yol doğru orantılıdır.

 

 

2. Ters Orantılı Çokluklar

Orantılı iki çokluktan biri artarken diğeri aynı oranda azalıyorsa ya da biri artarken diğeri aynı oranda azalıyorsa bu iki çokluk ters orantılıdır denir.
x ile y ters orantılı ve k pozitif bir ters orantı sabiti olmak üzere,y=k/x ifadesine ters orantının denklemi denir.

Bu denklemin grafiği aşağıdaki gibidir. 

  •  İşçi sayısı ile işin bitirilme süresi ters orantılıdır.
  •  Bir aracın belli bir yolu aldığı zaman ile aracın hızı ters orantılıdır.

 

11/11/2009

Manda yönetimlerinin kurulma amaçları ve bu gelişmelerin günümü

Manda yönetimlerinin kurulma amaçları ve  bu gelişmelerin günümüze yansımaları

Manda I. Dünya Savaşı'ndan sonra bazı az gelişmiş ülkeleri, kendi kendilerini yönetecek bir düzeye eriştirip, bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen yetkidir. Geleneksel sömürgeciliği tasfiye etmeye yönelik bir proje olarak düşünülmüş, ancak uygulamada geleneksel sömürgeciliğe benzer sonuçlar doğurmuştur.

Fransızca olan manda sözcüğünün kelime anlamı "yetki, görev" demektir.

Uluslararası Sahnede Manda

Manda kavramı ilk kez 1919'da toplanan Paris Barış Konferansı'nda gündeme geldi ve 28 Haziran 1919'da imzalanan Milletler Cemiyeti Sözleşmesi'nin 22.ci maddesinde resmen tanımlandı.

Manda projesinin temelinde, I. Dünya Savaşı'nda yenilen Osmanlı Devleti ve Almanya'dan ayrılan ve Avrupa dışında kalan bölgelerin yönetimi sorunu yatıyordu. Dünya kamuoyunda sömürgeciliğe duyulan tepki nedeniyle, bu ülkelerin doğrudan doğruya galip devletler arasında paylaşılması uygun görülmedi. Ayrıca barış konferansında etkin olan ABD, sömürgeci sistemin genişletilmesine karşı idi.

Milletler Cemiyeti, A, B ve C Sınıfı olmak üzere üç grup manda belirledi.

A Sınıfı mandalar, Osmanlı devletinden ayrılan Arap ülkeleri idi. Irak ve Filistin mandası Büyük Britanya'ya, Suriye mandası Fransa'ya verildi. 1923'te Ürdün-Ötesi (Transjordan) mandası Filistin'den ayrıldı. Irak Mandası yedi ay sürdükten sonra, 23 Ağustos 1923'te bağımsız Irak Krallığı'nın ilan edilmesiyle sona erdi. Suriye'de manda yönetimi 1944'e, Filistin'de 1948'e dek sürdü.

B Sınıfı mandalar, Almanya'nın Afrika'daki eski sömürgeleri idi. Bunlardan Tanganika Büyük Britanya'ya, Ruanda-Urundi Belçika'ya verildi. Kamerun ve Togoland ise Britanya ile Fransa arasında ikiye bölündü.

C Sınıfı mandalar Okyanusya'daki bazı adalar ve Güneybatı Afrika (şimdi Namibya) bölgesinde kuruldu.

Türkiye'de Amerikan Mandası Konusu

"Mandacı" Görüşler

Savaştan yenik ve perişan çıkan Türkiye'de İngiliz veya Amerikan "müzahereti" (yardım, kolaylık gösterme) konusu 1918 Kasımından itibaren yoğun olarak tartışıldı; 1919 Mayıs veya Haziran'ından itibaren "manda" sözcüğü popülerlik kazandı. Eylül 1919'dan sonra konu gündemden düştü.

Türkiye'nin toprak bütünlüğünü koruması ve ekonomik kalkınmasını sağlaması için Amerikan yardımı düşüncesi, savaştan sonra Türk aydınlarının önemli bir bölümünce desteklendi. Bu görüş özellikle feshedilen İttihat ve Terakki Partisine yakın, milliyetçi ve reformist kanatta taraftar buldu. Halide Edip, Rauf Bey, Kara Vasıf, Yunus Nadi (Abalıoğlu) gibi, daha sonra Milli Mücadele'nin düşünsel ve örgütsel önderleri arasında yer alacak olan kişiler, İngiliz ve Fransız emperyal "emellerine" karşı, Amerikan yandaşı bir tutumu benimsediler. Kasım-Aralık 1918'de Mustafa Kemal'in ortağı ve başyazarı olduğu Minber gazetesi de Amerikan "müzaheretini" savunanlar arasındaydı.

Halide Edip "bütün eski ve yeni Türkiye hudutlarına şamil olmak üzere, muvakkat [geçici] bir Amerikan mandasını ehven-i şer olarak görüyoruz." derken, gerekçelerini şöyle açıklıyordu:

"[...] Milletin refah ve gelişmesini temin, halkı, köyleri, sıhhati ve zihniyetiyle asri bir halk haline koyabilecek bir hükümet nazariyesine ve tatbikatına ihtiyacımız var. Bunda lazım gelen para, ihtisas ve kudrete sahip değiliz. [...] Filipin gibi vahşi bir memleketi bugün kendi kendini idareye kudretli asri bir makine haline koyan Amerika, bu hususta çok işimize geliyor. Onbeş yirmi sene zahmet çektikten sonra, yeni bir Türkiye ve her ferdi, tahsili, zihniyeti ile hakiki istiklali kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye'yi ancak Yeni Dünyanın kabiliyeti vücuda getirebilir." "Harici rekabetleri ve kuvvetleri memleketimizden defedebilecek bir yardımcıya ihtiyacımız var. Bunu ancak Avrupa dışında ve Avrupa'dan kuvvetli bir elde bulabiliriz."

Vasıf Bey Sivas Kongresi'ndeki konuşmasında şu görüşü dile getirdi:

"Manda'nın isminden korkmayalım, isterseniz buna 'müzaheret' diyelim. [...] Büyük bir harpten mağlup çıktık. Bütün memleket perişan vaziyettedir. Beşyüz milyon lira borcumuz var. Bunu ne ile, nasıl ödeyeceğiz? Gelirimiz bu borcun faizine bile yetmez. Tamamiyle müstakil yaşamaya, mali vaziyetimiz müsait değildir. Şimdi istiklalimizi kurtarsak bile, olduğumuz yerde sayarak bir adım ilerleyemez ve günün birinde, bizden kuvvetli olanların hükmü altına girmeye, ister istemez mecbur oluruz. İşte bu sebeplerden dolayı, İngiltere'yi kendimize ebedi düşman ve Amerika'yı şerrin ehveni saymalıyız." [1]

Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Manda Konusu

Amerikan mandası 1919 Temmuz'unda toplanan Erzurum Kongresi ile aynı yıl 4 Eylül - 11 Eylül arasında toplanan Sivas Kongresi'nin en sıcak tartışma konularından biri oldu. Her iki kongreye katılan milliyetçi delegelerin büyük bir bölümü manda görüşünü hararetle savundular. Mandaya karşı çıkan Mustafa Kemal Paşa, bazı delegelerce "İngilizci" olmakla suçlandı. Sonuçta her iki kongrenin sonuç bildirilerine, mandayı açıkça kabul veya red etmeyen bir ibare konuldu:

"Devlet ve milletimizin, dış ve iç istiklali ile vatanımızın tamamiyeti mahfuz kalmak şartiyla ... milliyet esaslarına riayetkâr ve memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi devletin fenni, sınai, iktisadi muavenetini memnuniyetle karşılarız."

Genç bir tıbbiyeli subay olan Hikmet Boran (Orhan Boran'ın babası), tıp okulu delegesi olarak katıldığı Sivas Kongresi'nde, Mustafa Kemal Paşa'ya hitaben yaptığı konuşmada manda fikrine şiddetle karşı çıkarak

“Paşam, murahhası bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler; mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar şiddetle red ve takbih ederiz. Farz-ı mahal, manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in ederiz.”

demiş ve Mustafa Kemal Paşa'nın yüksek takdirlerini kazanmıştır[2].

ABD'nin Tavrı

Paris Konferansında İngiltere, Türkiye ilgili herhangi bir yönetsel sorumluluk almayı reddetti. 30 Mayıs 1919'da İtilaf Devletleri 1. Boğazlar, 2. Türkiye (Anadolu), 3. Ermenistan ve 4. Filistin mandalarını ABD'ye öneren tekliflerini Başkan Woodrow Wilson'a ilettiler.

Wilson'ın konuyu incelemek için görevlendirdiği King-Crane Komisyonu, Osmanlı topraklarında yaptığı araştırma gezisinden sonra 28 Ağustos 1919'da yayımladığı raporunda ABD mandası lehine görüş bildirdi. Ancak tam bu sırada ABD Senatosu ile Başkan Wilson arasında şiddetli bir görüş ayrılığı baş gösterdi. Senato Paris barış antlaşmalarını ve Milletler Cemiyeti sözleşmesini reddetti. Eylül-Ekim 1919'dan itibaren Wilson Amerikan dış politikası üzerindeki kontrolünü kaybetti. Senato, Wilson'un aktif dünya siyasetini terkederek "yalnızlaşma" (isolationism) dönemini başlattı.

Wilson, Türkiye ve Filistin mandaları konusunu hiçbir zaman Senato'ya sunamadı. Ermenistan ve Boğazlar mandaları ise, bir yıl gecikmeyle, 1920 Mayısında Senato'ya sunuldu. Her iki teklif 13'e karşı 52 oyla reddedildi.

 

11/11/2009

2. Dünya Savaşı

2. Dünya Savaşı

1939-1945 yılları arasında gerçekleşen bu savaş, 20. yüzyılda yapılan büyük dünya savaşlarından ikincisi ve de en büyük çaplı savaştır. Nedenleri 1. Dünya Savaşı’nın sonuçlarına ve Versay Antlaşma’sına bağlanır. 1945 yılında 2 milyar insanın yaşadığı dünyada 60 farklı milletten 75 milyon insan ölmüştür.
Savaşı anlatabilmek için ansiklopediler yetmeyeceğinden başlıklar altında kısa özetlerle bu konuyu incelemek mantıklı olacaktır…

SAVAŞ ÖNCESİ
Hitler öncelikle Alman ekonomisini düzelterek savaş için hazırlığa girişmiştir. Sonrasında da 1. Dünya Savaşı sonucu Almanya ile İtilaf devletleri arasında imzalanan Versay Antlaşması’nın şartlarını tanımamıştır Hitler. Bu konuda Mustafa Kemal’in öngörüsüne bakılmadan geçilmemelidir:
“Versay anlaşması I. Dünya Savaşı’nı hazırlayan nedenlerin hiç birini ortadan kaldırmamış, aksine dünün başlıca rakipleri arasındaki uçurumu daha fazla derinleştirmiştir. Galip devletler yenilenlere barış koşullarını zorla kabul ettirirken bu ülkelerin etnik, jeopolitik ve ekonomik özelliklerini dikkate almamışlar, yalnız düşmanlık duygularının üzerinde durmuşlardır. Böylelikle de bugün içinde yaşadığımız barış, ateşkesten öteye gidememiştir. Bence dün olduğu gibi yarın da Avrupa’nın kaderi Almanya’nın tutumuna bağlı kalacaktır.”
SAVAŞIN BAŞLANGICI VE CEPHELER
Savaşın başlangıcı Polonya’nın Almanya ve Sovyetler tarafından işgal edilmesiyle başlar ve yaratılmak istenen kıvılcım yaratılmıştır artık.
cepheler:

* Batı Cephesi

Almanlar bu cephede Benelux(Belçika, Hollanda ve Lüksemburg) ve Fransa’yı işgal etmiştir. Britanya savaşında ise İngiliz Kraliyet ordusunu geçememiş ve de bu savaşta başarılı olamamıştır.

* Kuzey Afrika Cephesi

İtalyanlar Almanların safında bulunmaktaydılar ve de Afrika’da bulunan sömürgelerini genişletmek istemişlerdir. Bu yönde Tunus ve Nil Nehri yönünde ilerleme yapmışlardır.

* Balkan Cephesi

Marita ve Merkür harekatları ile Yunanistan’a saldırılmıştır.

* Doğu Cephesi

Batıdan gelebilecek tüm tehditleri ortadan kaldıran Hitler, bu kez gözünü doğuya yani Sovyetlere çevirmişti. 1941 yılı başlarında başlayan bu saldırılar başta Sovyetlere ağır kayıpşar verdirerek geri çekilmelerine etki olmuştur; fakat zorlu kışın gelmesi Almanların ilerleyişini yavaşlatıp durdurmuştur.
Stalingrad Savaşı ile de 1942′de Ruslar, Karadeniz ve Kafkasya’daki kaynakları hedefleyen Alman ordularını durdurmuşlar ve geri çekilmeye zorlamışlardır.

* Asya-Pasifik Cephesi

Japonlar Avrupa’daki bu karışıklıktan yararlanmak isteyerek Ortadoğu Asyadaki sömürgelere saldırmak istedi fakat bu ancak civarda deniz birlikleri bulunduran Amerika’nın saf dışı olmasıyla mümkündü. Bunun üzerine Kamikaze ve farklı tekniklerle Amerikan donanmasına saldırılmıştır. Başarılı sayılabilecek operasyonlar yürütülmüşse de savaşın sonlarına doğru Japonları büyük bir hüsran beklemektedir.

SAVAŞTA SONA DOĞRU

Alınan bu büyük kara parçaları ve ülkelerden sonra müttefik kuvvetler Almanlara karşı büyük saldırı, çıkarmalarla geri toparlanmışlar ve kaybettikleri yerleri geri almaya başlamışlardır. Bu saldırı ve çıkarmalardan en önemlileri Rusların Bagration Harekatı ve Amerikan ve müttefik kuvvetlerinin Normandiya çıkarmalarıdır.

1945′te Amerika ve müttefik kuvvetlerinin yoğun ilerleyişini ayrıca Ruslar’ın Berlin’e girişini durduramayan Almanlar teslim olmuşlardır.

Başta Amerikanlara saldırıp başarı kazanan Japonlar ise savaşın sonuna doğru Amerikan uçakları tarafından bırakılan iki atom bombası ile büyük bir kayıp ve yenilgiye uğramışlardır.

 

<- :: Sonraki Sayfa ->

Copyright © 2007canberktabakoglu
Blogdaki yazilar Kaynak Gösterilerek kullanilabilir. Toplist Site Ekle Siteni Ekle Link Ekle Ücretsiz Site Ekle Ödev

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!